Gaziantep’in En Çevreci İş Adamı
Taner Nakıboğlu, Naksan Ailesi’nin üçüncü kuşak yöneticilerinden.
Nakıboğlu, grup içinde üstlendiği pek çok görevin yanı sıra çevre ve sosyal sorumluluk projelerine de önemli bir mesai harcıyor. Master tez konularından birinin ‘Plastik mi zararlı, kağıt mı’ araştırması olduğunu söyleyen Nakıboğlu, plastiğe haksızlık edildiğini düşünüyor. ‘Çünkü kağıt üretimi için ağaçlar kesiliyor, çok fazla miktarda su ve beyazlatıcı kimyasal kullanılıyor’ diyen Nakıboğlu, aynı şekilde nükleer enerjiye de haksızlık edildiğini düşünüyor ve ekliyor: ‘Bizim hem kömürümüz, suyumuz hem rüzgarımız ve jeotermal enerjimiz var. Niye bu kadar bağımlıyız?’
Taner Nakıboğlu, Gaziantep’in önde gelen sanayici ailelerinden Nakıboğlu Ailesi’nin sahibi olduğu Naksan Holding’in üçüncü kuşak yöneticilerinden. Nakıboğlu, üstlendiği pek çok görevin yanı sıra çevre konusundaki araştırmaları ve sosyal sorumluluk projeleri ile de dikkat çekiyor. Şu anda günlük mesaisini verdiği en önemli işlerden biri de Gaziantep’in ilk özel üniversitesi olacak Zirvekent Projesi. Zirvekent Üniversitesi, Bilkent Üniversitesi örneğinde olduğu gibi etrafında yer alacak konutlar, oteller ve sosyal tesislerle adeta bir şehir görünümünde olacak.
Naksan Holding Yönetim Kurulu Üyesi Taner Nakıboğlu ile sanayiden çevreye, sosyal sorumluluk projelerine uzanan keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. Nakıboğlu’nun sorularımıza verdiği yanıtlar şöyle:
Öncelikle Royal Halı ile başlarsak kısa zamanda önemli bir marka haline gelen Royal ile ilgili hedefleriniz neler?
Royal Halı’da hedefimiz aslında iç pazar. Turquality programına da başvurduk, şu anda inceleme aşamasındayız. Royal Halı olarak çalışmalarımıza 3 yıl önce başlarken ‘Yeniliği ön plana çıkaracağız ve farklı olacağız’ demiştik. Bu sözü yerine getirmek için hem renk ve desen hem teknoloji olarak yenilikler yaptık. Örneğin Türkiye’de bulunmayan halı makinelerini Belçika’dan ilk defa biz getirdik. Sadece bizde bulunan bu makinelerle el halısı görünümlü makine halısı yapabiliyoruz. Ayrıca gümüş ve altın simli iplik işleyebiliyoruz. Royal Samba serimizdeki tasarımlarımızla Ar-ge İnovasyon ödülü almayı da başardık.
Halıda Pierre Cardin’in distribütörlüğünü de aldınız. Üretim kapasiteniz, Pazar payınız ve cironuz hakkında bilgi verir misiniz?
Bayilik sistemiyle Türkiye genelinde bin 200 satış noktasında bulunuyoruz. Ayrıca halı sektörüne örnek olmak amacıyla konsept mağazacılık anlayışı geliştirdik. İlk Royal mağazamız Gaziantep’teydi. Sonra İstanbul’da Bağdat Caddesi’nde açıldı.
Kurulu kapasitemiz yıllık 5 milyon metrekare. Ama yeni olduğumuzdan ve kaliteye önem verdiğimizden gerçekleşen üretimimiz yılda 3 milyon metrekare. Bu da yaklaşık 1 milyon parça halı demek.
Türkiye’de artık halıya bakış değişti. Eskiden bir halı 20 yıl kullanılırdı. Sektörde daha uygun fiyatlarla halı satılmaya başlanınca, halı birkaç yılda değiştirilen bir moda haline geldi. Türkiye’de genç nüfusun fazlalığından dolayı gerçekleşen evlilikler, inşaat sektörünün son yıllarda çok gelişmesi ve ihracat nedeniyle halı satışları artıyor.
Royal Halı olarak 100 milyon YTL’yi aşkın ciromuz var. Bunun yaklaşık 20 milyon YTL’lik kısmı ihracat.
Ayrıca halıda Pierre Cardin’in dünya lisansını aldık. Türkiye’de üretip dünyaya satıyoruz. Tamamen Türkiye’de üretim yapıyoruz. Yüzde 100 deri, el işçiliği halılar var bu markada. Hem iç hem dış pazarda satıyoruz.
Plastik üreticisi bir şirketin yöneticisi olarak çevreci yaklaşımlarınız dikkat çekiyor. Bu konuda ilginiz nasıl başladı?
İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Maliye Bölümünü bitirdikten sonra ABD’ye gidip San Diego National Üniversitesi’nde mastır yaptım. Tez konularımdan biri, ‘Plastik mi zararlı, kağıt mı’ araştırmasıydı. Bu konuda üzerinde çalıştım. Plastiğe haksızlık edildiğini düşünüyorum. Çünkü kağıt üretimi için ağaçlar kesiliyor, çok fazla miktarda su ve beyazlatıcı kimyasal kullanılıyor.
Türkiye’de plastikle ilgili yürütülen ve çok doğru olmayan bir kampanya beni rahatsız ediyor. Aslında plastik çevreye zarar vermiyor, öylece kalıyor. Plastiğin çevreye atılmaması, toplanıp geri dönüşümünün sağlanması lazım. Geri dönüşümünün de hiçbir zararı yok. Biz bunu yapıyoruz. Bizim tesisimiz Türkiye’nin plastikte en büyük geri dönüşüm tesisidir. Örneğin piller plastikten daha zararlı çevre için. Pillerden akan kimyasal atıklar direkt toprağa karışıyor. Bu ağır metaller topraktan içme suyuna ve bitkilere karışıp tekrar vücudumuza geliyor ki bunlar kanserojen. Ama plastik böyle değil.
Büyük şehirlerin çöpleri artık dünyanın her yerinde olduğu gibi Türkiye’de de enerji üretimi için kullanılacak. Belediyeler katı atık depolama tesisleri kuracak. Bunun için de önce büyük bir çukur açacaklar, bizden plastik alıp serecekler ki kimyasallar toprağa karışmasın. Çöpleri koyduktan sonra üzerini plastikle ürtecekler. Yani çok büyük bir çöp torbası yapacağız aslında. Plastiğin üzerine de toprak konacak ve çim ekilecek. Yeşil alan olacak. Çıkan metan gazları da üzerindeki enerji tesisinde toplanıp elektrik üretilecek.
Enerji sektörüyle ilgili yatırım planlarınız neler?
Ankara merkezli Adulorya Enerji ve Madencilik şirketimiz var. Türkiye’de bulunan bir linyit havzasında madencilik ve çıkarılan kömürün termik santralde elektrik enerjisine çevrilmesi projesi üzerine yoğunlaşıyoruz. Ayrıca yenilenebilir enerji kaynakları konusunda da yatırımlarımız olacak.
Termik santraller havaya duman bırakan tesisler gibi görülüyor. Aslında en son teknolojiyle yapılan yeni termik santraller kömürü en iyi şekilde yakıyor ve havaya minimum oranda karbonmonoksit bırakıyor. Barajlar yılda 150-200 gün, rüzgar santralleri ise 100-150 gün üretim yapar. Bu durumda termik santral bir mecburiyettir.
Aslında nükleer santral konusunda da çok haksızlık ediliyor. Oysa Fransa’da, ABD’de ve Almanya’da nasıl bu kadar çok nükleer santral kurulabiliyor düşünmek lazım. Bu tepkilerin hepsi dış kaynaklı çevre lobilerinden kaynaklanıyor. Bunlar yıllardır Türkiye’de bazı yatırımları engelliyor. Bu haksızlıkları Türk halkının bilmesi lazım.
Türkiye şu anda elektriğin yüzde 52’sini doğalgazdan üretiyor. Doğalgazı Rusya, Azerbaycan ve İran’dan alıyoruz. Son günlerde yaşanan tartışmalarda görüldü ki örneğin Rusya, 4-5 gün bakım yapma bahanesiyle, üstelik ceza ödemeden vanayı kapatabilir. Bu durum tam bir kıyamet senaryosuna dönüşebilir, kış günü soğukta ve karanlıkta kalabiliriz.
Bizim hem kömürümüz, suyumuz hem rüzgarımız ve jeotermal enerjimiz var. Niye bu kadar dışa bağımlıyız?
GAZİANTEP’İN İLK ÖZEL ÜNİVERSİTESİNİ KURACAK
ONAY BEKLİYOR Nakıboğlu Ailesi tarafından 1985 yılında kurulan İpek Eğitim ve Kültür Vakfı, şimdi Gaziantep’in ilk özel üniversitesi olacak Zirve’yi kuruyor. Proje YÖK tarafından onaylanmış, binaların inşaatı başlamış durumda. Milli Eğitim Bakanlığı, Bakanlar Kurulu ve TBMM’den sonra Cumhurbaşkanı’nın onayını bekleyecek.
ŞEHİR GİBİ OLACAK Kilis yolu üzerinde gerçekleşecek proje, Ankara’daki Bilkent Üniversitesi gibi adeta yeni bir şehir yaratacak. Fakülte ve yurt binalarının yanı sıra lojmanlar, konutlar, hastane, otel ve alışveriş merkezi de bulunacak. 1 milyon metrekareden daha büyük bir alanda kurulacak üniversite için yaklaşık 140 milyon YTL harcama yapılacak.
İLK HEDEFLER Mütevelli heyetinde Toktamış Ateş ve Vehbi Dinçerler gibi isimlerin de bulunacağı üniversite, 2009 yılında faaliyete geçecek. İlk etapta fen-edebiyat, mühendislik, iktisadi idari bilimler, hukuk ve eğitim fakültelerinin açılacağı üniversitede, yaklaşık 800 öğrenci eğitim görecek.
|